Abone Olun

Gönder

Röportaj / 2018

En eski yaratıcı anılarınızdan bazıları nelerdir ve sizi tasarıma yönlendiren nedir?
— Grafik tasarımla olan ilişkim kaçınılmazdı. Ben tasarıma oyun diye bakıyorum. Çizmek, boyamak, yazmak çocukluğumdan ve ilk gençliğimden beri zevkle oynadığım bir oyundu benim için. Ve de kendimi ifade etme araçlarımdı. Bünyemde toplanmış bu ifade araçları aynı zamanda grafik tasarımın da ifade araçları. Ayrıca, üstelik bu malzemelere ek olarak bir fotoğrafçının, ressamın, marangozun, sinemacının malzemeleri veya dili de benim için bir malzeme olabiliyor. Şanslıyım ki oyun hâlâ devam ediyor. Yaptığım profesyonel ve kişisel işler, yine hâlâ aynı zevkle oynadığım ve de zamanımın nasıl geçtiğini anlamadığım bir oyun benim için.

Harika bir portföyde neye bakıyorsunuz?
— Ne yaptığına değil, ne yapabileceğine bakarım. Yani, bitmiş projelerinin yanısıra, kişisel kapasitesi hakkında ipucu verecek dosyasına, belki de bitmemiş kişisel projelerine, notlarına, karalamalarına bakmak isterim.  

Harika bir müşteride neye bakıyorsunuz?
— Aklındakini aramayıp, aklımdakini merak etmesine bakarım.

Başına gelen en büyük felaketlerden biri nedir ve bundan ne öğrendiniz?
— Evet komik bir hikaye :) 18 yaşındayım ve henüz Güzel Sanatlar’da okumuyorum. Grafik tasarım geçmişi fazla olmayan ve küçükte bir şehir olan Adana’da yerel bir gazetenin grafik departmanında çalışıyorum. Oradaki bir gece kulübü, sahneye çıkmış sanatçılarına hep gazete yoluyla teşekkür ilanı yayınlar ve bu ilanları da hep ben hazırlarım. Bir önceki sanatçı için hazırladığım teşekkür ilanından isim ve tarihleri değiştirerek ilanı teslim ettim ve ilan ertesi gün yayınlandı. Problem şuydu: “Sahnelerimizin hanımefendi sanatçısı” cümlesini değiştirmeyi unutmuştum, çünkü teşekkür edilen sanatçı erkekti ve bu Türkiye’nin en maço şehirlerinden biri olan Adana’da kabul edilemezdi. Bundan öğrendiğim: Artık işle vedalaşırken çok sıkı kontrol yaparım :))

Öğrencilere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
– Mesleğin sınırları içinde kalmasınlar. Kendi mesleklerinin dışındaki alanları da merak etsinler. Sinemaya, edebiyata, fotografa, mimarlığa, felsefeye ve diğerlerine meraklarını hep canlı tutsunlar. Bu merak, mesleğini daha zenginleştirecek, boyut kazandıracak ve görgüsünü geliştirecektir.
– Mesleklerini ölüm-kalım meselesine çevirmesinler, bu onları kaskatı yapar. Mizah duygusunu da geliştirsinler, bu da onları esnek yapar.
– Ezberlenen, öğrenilmiş bilindik yoldan arada bir çıkıp, bir başka yöntemle yapmanın zorluğunu ve keyfini yaşasınlar. Yola çıkarken bilgisayarın onlara gösterdiği “garantili güzel” yollarda dolaşmasınlar, kendi kafalarında yol alsınlar, saçmalasınlar, işin mantığını altüst etsinler, kontrolden çıksınlar. Zaten sonrasında işin temel “bilgileri / doğruları” onları toparlayacaktır. Bu durum, sürpriz yollara ve sürpriz ifadelere götürebilir.
– Ve ayrıca iyi insan olmanın sorumluluklarını da unutmamalıyız. Çünkü mesleğimiz, fikirleri güçlü ifade etme becerisine sahip. “İyi” bir dünya ideali için “iyi” fikirlerin de sesini yükseltmeliyiz.
– Arada bir kafayı kaldırıp gelinen yere dışarıdan bakmalı. Aynen kafamızı suya gömerek yüzdüğümüzde, arada bir kafamızı kaldırıp etrafı kolaçan etmek gibi...
Böyle belli periyotlarda kafayı her bir kaldırmalar, gelinen mekanı, zamanı ve kendimizi tekrardan gözden geçirmemiz, anlamamız için de iyi bir fırsattır.

Mehmet Ali Türkmen,
The Design Kids, Melbourne
Nisan 2018

20th Colorado International Invitational Poster Exhibition (Department of Art Colorado State University in Fort Collins, USA) Award / 2017

Çok teşekkürler Işık okullarına, 'Spora, sanata ve tasarıma ışık tutanlar ödülü'nde bu yıl ki görsel sanatlar ve tasarım kategorisinde bana verdikleri ödül için / 2018

"AGI New Members 2007-2017" kitabı ve soru-cevap

Üye olmadan önce AGI hakkındaki izlenimleriniz nelerdi ve onun bir parçası olduğunuzdan bu yana ne değişti?
— AGI üyeliği, mesleki sorumluluğumu arttrdı. Mesleki olarak daha zinde olmama sebep oldu. Bir tür, güzel bir kızla çıkmaya başlayan birinin spora başlaması gibi bir şey oldu, fit olmak zorunda hissettirdi.

Grafik tasarımın gelişimini gelecekte nasıl görüyorsunuz ve kendi ilerleyişinizi o yolda nasıl görüyorsunuz?
— Gelecek uzun ve muğlak bir şey. Ama bazı tahminlerde bulunabilirim.
— Üretim malzemelerinin pratik hale gelmesi ve gelişen teknolojiyle kolayca elde edilen 'açık büfe ifade çeşitliliği' tasarımcıyı obez yapabilir. Her şeyin bolca kullanıldığı bu 'açık büfe’, tasarımları ve alıcısını doymak bilmeyen obeze dönüştürebilir.
— Herşeyin hızlı aktığı, imaj bombardımanı içinde kalacağımız zamanlar bizi bekliyor galiba. O ortamda basit, anlaşılır, fonksiyonel tasarımlar daha da önem kazanabilir. Gelişen teknolojiyle grafik tasarımın ifade yöntemlerinde, formunda etkileyici değişiklikler mutlaka olacaktır ama tasarımın iletişim için yapıldığı gerçeğinde bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Artan ifade çeşitiliği de, tasarımlarımızın fonksiyonunun yanısıra insanlarla, daha duygusal ve zevkli bir ilişki kurmasını sağlayacaktır.
— Mesleğimizin farklı disiplinlere açık hali, yeteneklerimizi sanatsal alanlara da açık hale getiriyor. Görsel sanatlardaki disiplinler arasındaki sınırlar kalktı ve geçişkenlik arttı. Üretim araçları pratik hale geldi. Sonuçta, önceleri sipariş geldiğinde hareket eden grafik tasarımcılar şu günlerde kişisel dünyalarına da yönelip, sanatçıya da dönüşüyorlar. Bu geçişkenlik daha da artabilir.
— Grafik tasarım, sınırlı alanlar içerisinde harf, fotoğraf, illüstrasyon gibi malzemelerle ve bir düşünce silsilesi içerisinde yaptığın, bozduğun, çıkardığın, anlamlar oluşturduğun ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın zevkli bir oyun benim için. Her ne şekle bürünürse bürünsün ben bu oyunu seviyorum ve adapte olmaya da hazırım. Adapte olduğum kadar  olurum, olamadığımda da (sonuçta grafik tasarım çoklu disiplini içinde barındıran geniş bir arazi) rahat at koşturacağım yan yollarına sapar, takılırım.  

Günümüzde grafik tasarımcıların karşılaştığı zorluklar neler?
— Tasarımcı olmak için harika bir dönem, olanaklar daha esnek düşünmemizi sağlıyor ve aklımıza gelen bir tasarım fikrini pratik olarak ifade edebilildiğimiz bir zaman.
— Tasarım fikrini, hareket, üç boyut, ses gibi çok farklı aletlerle ifade etme çeşitliliği arttı. Meslek hayatımıza giren ve yeni girecek olan bu aletlere adaptasyon önemli zorluklardan biri olabilir. Ama iyi tasarımın temel prensiplerine hakimsen, sorun değil, çünkü bu aletleri iyi kullananları hayatında tutman yeterli. Aletleri iyi kullanmak, çoğu zaman aletlerin seni kullanmasına da sebep olabilir, daha talepkar ve özgür olmak için mesafeli olmakta fayda bile var.
— Teknoloji geliştikçe üretim kolay hale geldi ve teknolojinin sunduğu hazır şablonlarla, efektlerle üretilen sıradan tasarımların sayısı arttı. Bu durum iyi tasarımla kötü tasarım arasındaki farkı muğlaklaştırıyor. Ayrıca az emekle ve hızlıca üretilen bu işler düşük bütçeli olduğu için tasarımın değerini de muğlaklaştırıyor.

Elektronik zamana dayalı medya şu anda hayatımızda her yerde, şu andaki ve gelecekteki basılı medyanın rolünü nasıl görüyorsunuz?
— Gelecekte muhtemelen kağıt azalacak ve ağırlıklı olarak dijital medya olacak gibi. Ama basılı medyanın biteceğini düşünmüyorum. E-kitabın, basılı kitabın yerini alamayacağını verdiği örnekle anlatan Umberto Eco’ya katılıyorum: “… Kitap, tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir. Bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız..."

Mehmet Ali Türkmen,
AGI New Members 2007-2017 book
2017

Bu şahane isimlerle beraber olmak harika. Teşekkürler Steven Heller & Gail Anderson
The Typography Idea Book: Inspiration from 50 Masters / Laurence King Yayıncılık

Yayınevinin notu:

Tipografik yap-boz parçalarıyla oynamak grafik tasarımın keyiflerinden biridir ve tipografların elinde bir çok eğlenceli, ezoterik ve egzantirk seçenek hazır bulunur. "Tipografi Fikir Kitabı: 50 Ustadan Esinlenmeler" dünyanın çeşitli ülkelerinde bu alanda usta kişilerin kullandığı en ilham verici 50 yaklaşımı sunuyor.
— Sizin farklı tipografik tarzlar geliştirmenize yardımcı olmak amacıyla hazırlanmış bu kitabın içeriğinde teknik jargon ya da geleneksel derslerde anlatılan eski ve bayatlamış kurallar değil, pratik teknikler ve ikonik örnekler bulunuyor. Yazı dönüştürmeden tutun soyutlamaya kadar, üstüste bindirme, el ile yazma, vektörleştirme, yeni ve özgün yazıtipleri ve sözcük oyunları gibi yöntemler kullanarak tasarımlarınıza kazandırabileceğiniz çeşitli parlak fikirleri keşfedin.

2017

'No Words Posters'
MAT'ın 'Vicdan' afişiyle yeraldığı bu proje, İtalyan grafik tasarımcısı Armando Milanı'nin seçtiği, sosyal konulara yönelik ve içinde kelime olmadan üretilmiş 200 afişten oluşan bir kitap projesi.
Rit Press, Italya / 2015

Slanted #24 — Istanbul

İstanbul, genç grafik tasarımcılar için ne kadar ilgi çekici ve İstanbul habitatını özel kılan nedir?
— İstanbul, her biri birbirinden tümüyle farklı yaşam biçimlerini / inançları / kültürleri içinde barındıran büyük bir metropol. Bu farklı kültürlerin ve karakterlerin içiçe olmasının yarattığı zengin bir enerjisi var. Kendi küçük kentlerinde / taşralarında sıkışmış gençlerin kendi olabilmek için geldikleri bir şehir. Gençlerin dünyaya dağılmadan önce toplandıkları, uğradıkları, kendilerini buldukları bir istasyon gibidir, ucu her yöne açılan bir kavşak gibidir.
— Sonuçta İstanbul, daha özgür oldukları, farklı karakterlerin birarada olduğu ve iş olanaklarının daha çok olduğu bir yer. Son yıllardaki ekonomik büyümeyle birlikte grafik tasarım ofislerinin sayısı da artmaya başladı. Reklam ajansları da bünyelerine tasarım bölümleri açtı.
— Özellikle de İstanbul’daki kültür sanatın çokça üretilip tüketildiği bölgeleri, gençler için bir okul kantini gibidir. Ve ayrıca hiç bir zaman uyumayan, gece gündüz canlı olan bir şehir. Bu bile gençler için bir tercih sebebi olabilir.
— İstanbul, standartları olmayan emprovize bir şehir. Burada yaşayanlar için biraz sinir bozucu olan bu durum yine gençlere iyi gelebilir.

İstanbul’daki hızlı büyümenin ve değişen şehrin, tasarımcılar üzerinde herhangi bir etkisi bulunmakta mıdır?
— Artan ekonomik büyüme, sosyal kültürel canlanma yeni iş olanakları, yeni fırsatlar yarattı. Ulusal ve uluslararası markaların çoğaldığı bir şehir oldu. Bu arada İstanbul’un dünyayla entegre olmuş ve dışarı açık hali sebebiyle de tasarım anlayışı zenginleşti, çeşitlilik arttı.
— Daha önceleri neredeyse tek kaynaktan gelmiş ve dar çevrede oluşmuş tasarım dünyası genişledi. Farklı kaynaklardan, farklı karakterlerdeki yeni tasarımcılar çıkmaya başladı ve tasarım anlayışı da zenginleşti.
— İfade çeşitliliğimiz arttı. Daha önceleri sadece tek tip siyasi sloganların veya yine tek tip fontla “Buraya çöp dökmeyin!” türünde uyarı yazılarının olduğu duvarlar şu anda artan kültürel, sanatsal etkinliklerin duyurulduğu ve yine siyasi / kişisel dertlerin bu kez çok daha farklı çeşitliliklerle ifade edildiği yazı, stensil ve afişlerle doldu.

İstanbul ile ilgili eşsiz ve ilham verici olan nedir?
— İstanbul, dünyanın en eski şehirlerinden biri olması sebebiyle çok katmanlı ve her bir katmanın izlerinin göründüğü, gizemli, mistik bir şehir. Ve binlerce yıllık geçmişindeki her bir kültürel katmanın irili ufaklı göründüğü bu izlerin, kent belleğinde birikenlerin, bir araya gelmez gibi duran seslerin, renklerin, karakterlerin bir araya geldiği şehrin bu sürprize açık hali tasarımcı gençler için ilham verici olabilir. Örneğin hiç bir yerlerde karşılaşılamayacak doğu-batı melezi anonim grafik tasarım işlerinin olduğu eskici pazarları, grafik tasarım müzesi gibi gezilebilir.

İstanbul / Türkiye’de tasarımcı olmanın zorlukları var mıdır? İşinizde veya mevcut imkanlarınızda herhangi bir şekilde kısıtlı mısınız?
— Reklam ajansları bünyelerine tasarım bölümleri açtı ve küçük tasarım ofislerinin bu yapılarla mücadele etmesi çok zor. Maalesef zincir süpermarketlerle kapışan küçük bakkallar gibiyiz.

Geleneksel sanatın işiniz üstünde herhangi bir etkisi var mı?
— Doğrusu, bir işe başlarken geleneksel veya evrensel bir önkoşulum hiç olmadı. Fikrin daha okunur, görünür olması için, onunla didişmeyecek ifade biçimleriyle anlatmaya çalışırım.
— Sadece geleneksel motifler değil, zamane motifler de aşinalıktır aslında. Ve uzlaşılmış motiflerle oluşmuş bu durumlar o işin fikrini perdeler, şahsiliğini engeller. Formun aşinalığı, işi anonimleştirip görünmez yapar. Geleneksel veya zamane formlardaki / motiflerdeki bu aşinalık, sadece işin içerigi için değil, bakan için de bir perdedir aslında.
— Geleneksel ve zamane motiflere takılmadığında, işin kendisi, bana hep kendi formunu söyledi / gösterdi zaten.
— Bir tane ifade üslubu bulup, hayat boyunca da o ifadeyle anlatmak bana kısıtlayıcı geliyor. İfade dili yerine söylediklerindeki kendine özgülük benim için daha iyi.
— Sonuçta anlatacağım fikri, usluplaşmış standart bir ifade biçimiyle anlatmıyorum, o fikrin gücünü hangi ifade biçimiyle artıracaksam öyle anlatıyorum. Bu tercihime sebep de mesleğimdeki sonsuz ifade zenginliğidir.

Türkiye’de siyaset ve tasarım arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu konunun işiniz üzerindeki etkisi nedir?
— Benim işim üzerinde fazla etkisi hiç olmadı.

Türkiye’de reklam şirketlerinin sayısı, tasarım stüdyolarından fazla gibi görünüyor. Neden?
— Evet, oransal olarak ortalıkta görünen, üretilen grafik tasarımların çoğu hala reklam ajanslarında üretiliyor. Çünkü reklam ajansları, iş yaptıkları grubun bünyesindeki hiçbir işi kaçırmamak ve o grubun tasarım adına harcayacağı parayı da almak istiyor, büyük markalara toplam hizmet verebilmek için tasarım ihtiyaçlarını da bu hizmete dahil ediyorlar.
— Reklam ajanslarının, içlerinde kurdukları “grafik tasarım departmanı”nı adlı adınca dışarıda kurmalarını umut ediyorum. Yine o müşterileri ellerinde tutacaklardır ama böylece, hiç olmazsa müşterilerin, grafik tasarım ihtiyacı için bir reklam ajansına gitmek yerine grafik tasarım ofisine gitme gibi bir alışkanlıkları oluşur.

Halk, tasarımı ne şekilde algılıyor / kabul ediyor?
— Halk nezdinde maalesef grafik tasarım hiç bir değer oluşturmadı. “Biraz uğraşsa, alet olsa aslında kendisinin de yapabileceği” bir iş durumunda.

Size göre Türkiye’de ve Avrupa genelinde yeni gelişen önemli trendler nelerdir? Gelecekteki durum ile ilgili düşünceniz nedir?
— Rekabet daha da artacak, çok iş üretilecek. İmaj manyağı olduğumuz bu ortamda o ortama attığı her işin görünmesi için tasarımcı, şaşırtma sınırlarını zorlayacak. “Şaşırt beni!” diyen gaddar hedef kitleyi tatmin etmek zorunda kalacak. Hedef kitle şaşırma, tasarımcı da şaşırtma eşiğini sürekli yükseltecek. Kimbilir, belki de tasarımcının şaşırtma güdüsü / uzvu gelişecek (!)
— Hızla sıkılan ve hızla tüketen bir duruma geldik. Toplum, ilgisi sürekli canlı tutulması gereken bir ergen gibi oldu. Bu nedenle grafik tasarım da daha dinamik ve daha hareketli olacak gibi duruyor. İllüstratif kafa yaygınlaşacak, daha çok imaj inşaa edilecek, manipülasyon artacak. Lunapark cangılı olacak gibi duruyor.

Mizah ne kadar önemlidir?
— Mizah aslında grafik tasarımın temel unsurlarından birisi. Yoksa da geliştirilmesi gereken bir duygudur. Font klasörün olmasın ama mizah duygun olsun. Mizah esnek tutar, muhafazakar olmayı engeller, elastiki düşünmeyi sağlar, bir araya gelmezleri bir araya getirebilir. Mizah tasarımcının özgüvenini, cesaretini arttırır. İşin dinamiğini parçalayıp başka bir şeye rahatlıkla dönüştürebilir... Daha ne olsun.

Mehmet Ali Türkmen,
Slanted Magazine, Istanbul Issue 24
14. 07. 2014

Ayrıca bu sayıda kullanılan başlıklarda Mehmet Ali Türkmen’in tasarladığı Kabuk Inline fontu kullanıldı.

AGI Londra’nın ‘Diyalog’ teması altındaki Özel Fincan Projesi / Sergisi için tasarlandı. Flow Gallery, Notting Hill, 2013

‘Unterwegs’ (On the way) poster, has won the New York Type Directors Club “Certificate of Typographic Excellence”. It will be included in the Annual of ‘The Type Directors Club, Typography 34′, and will also be shown at the ’59th Awards Exhibition’ in New York. The winners will also be included in 7 exhibitions touring cities in the United States, Canada, England, France, Germany, Hong Kong, Japan, Russia, Spain, South Korea, Taiwan and Vietnam / 2013

Cut online magazine için kısacık söyleşi:

Hikayeniz?
MAT Tasarım, 2003 yılından bu yana müşterileri ve kendisi için projeler üreten ve bu projelere göre de büyüyen ve küçülen, bağımsız ve küçük, ama hareket alanı geniş bir atölyedir.

Zaaflarınız?
Zaaflarım karakterimdir:) Normalde çözmen gereken hastalıklı gibi duran zaaflar, takıntılar, arızalar yaratıcılıkla ilgili bir işte, farklı bakma sebebi de olabiliyor.

Altını çizmek istedikleriniz?
Üstünü çizdiklerimden geriye kalan. Evet, biraz çöplük hesabı yani, ayıklayarak görenlerdenim.

İlham nasıl oluyor da oluyor?
Odaklandığında görünüyor gibi sanki.

Fikir dediğiniz nedir ki?
Kaybolmamanı sağlar, dağılmanı engeller.

Hangi müşteri gelsin?
Aklındakini aramayan, aklımızdakini merak eden, başka fikre açık olan.

Hangi müşteri gelmesin?
Kürek çekenlerden biri de ben olduğum için boşa kürek çektirmesin, çok kalabalık değiliz.

Müşterileriniz?
Atölyede şu anda yeni çıkacak bir marka için kimlik çalısması yapılıyor ve de ayrıca uzun süredir devam eden kişisel projemle meşgulüm.

Şubat 2013

Mehmet Ali Türkmen’in de yer aldığı ‘One by One: Graphic Designer of the World Today’ kitabı yayınlandı. Hesign Publishing, Berlin / 2012

Following the invitation of the AIGA in Chicago I produced this little video for the International 
Small Talk Films / 2012

17. Colorado uluslararası çağrılı afiş sergisi’nde mansiyon ödülü.
Ödül, Bremen’deki sosyal yardım derneği Effect için hazırlanan ‘Yeniden doğumun efekti’ başlıklı afişe verildi. İlki 1979 yılında Fort Collins (ABD) Colorado State Üniversitesi tarafından başlatılan bu geleneksel sergiler iki yılda bir yapılıyor. Bu yıl onyedincisi yapılan sergiye çağrılı olarak katılan 33 ülkeden 90 grafik tasarımcının 180′e yakın afişleri, 3 Eylül ve 13 Ekim 2011 tarihleri arasında üniversitenin görsel sanatlar binasındaki Clara Hotton galerisi’nde sergilendi.
Daha fazla bilgi için / 2011

İstanbul’da Türkçe-Ermenice yayınlanan Agos gazetesi çizeri Ohannes Şaşkal’ın yine Agos gazetesi için Mehmet Ali Türkmen’in tasarladığı Font 2070′i kullanarak yaptığı iş / 2010

Ve alfabe olarak Font 2070

13. Grafist Uluslararası İstanbul Grafik Tasarım Haftası kapsamında kişisel sergi ve seminer / MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü / 2009

13. Grafist kitabı için söyleşi:

Semra Güler: Grafik tasarımcının kendine ait görsel kodları olmalı mı. Bu bağlamda, tasarım sürecinizden nasıl bahsedersiniz?
Mehmet Ali Türkmen: Temel meseleyi çözdükten sonra, tasarımcının işlerinde kişisel kodlarını da barındırıyor olmasının bir sakıncası yok tabii. Hatta belki de müşteri, tasarımcıdan tam da bu nedenle o kodları taşıyarak problemlerinin çözülmesini istiyordur; ve doğrusu bu, çok da şahane bir durum. Ben tasarıma oyun diye bakıyorum. Grafik tasarım, sınırlı alanlar içerisinde harf, fotoğraf, illüstrasyon gibi malzemelerle ve bir düşünce silsilesi içerisinde yaptığın, bozduğun, çıkardığın ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın zevkli bir oyun benim için.

SG: Diğer tasarım disiplinlerinin, sizin tasarım sürecinize etkisi oldu mu?
MAT: Tabii, etkisi olmuştur. Grafik tasarım, diğer tasarım disiplinlerinin kavşak noktası gibi aslında. Herşeyi kendimize malzeme edeceğimiz bir mesleğe sahibiz. Zaten mesleğimiz doğası gereği muhafazakar olmayan ve açık olmayı gerektiren bir meslek. Etkileşim, olması gereken bir zorunluluk. Mac’in diğerlerine göre daha anlaşılır ve okunaklı olmasının nedeni Steve Jobs’un tipoğrafiye olan ilgisidir. Aynı meslek erbabları ve onların yaptıklarıyla kurulan ilişki, çoğunlukla bildik durumlardır. Farklı meslek erbablarının, birbirlerinin mesleklerine katkısının ise zenginlik yarattığını düşünüyorum.

SG: Tasarımcı kimliğinizin yanı sıra, usta bir çizer olarak da tanınıyorsunuz. Bu konudaki çalışmalarınız ve son kitabınız “Hemhal” hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?
MAT: Desenler, beni gürültü patırtıdan izole eden bir bölge, bir tür terapi. Çatılara, gemilere, kargalara, havaya, oraya buraya bakarak takılabilirim, sıkılmam. Zaten bir süre sonra baktığın karga karga olmaktan, kiremit de kiremit olmaktan çıkıyor, onlara bakıp başka şeyler görmeye başlıyorsun. Çizdiklerim bu uzaklaşma hali gibidir benim için. Belki de hissiyatlarımın ortaya çıktığı odaklanma, yakınlaşma halidir, bilemiyorum. “Hemhal” adından anlaşılacağı gibi hemhal olma durumlarıyla ilgili. Doğayla, onunla, bununla veya kendinle hemhal olma durumlarını irdeleyen bir albüm. Ayrıca çizer yanımın, grafik tasarımcı yanıma esneklik kattığını da düşünüyorum.

SG: Fotoğrafın, grafik tasarım disiplini içerisindeki yeri ve gelişimi hakkında neler düşünüyorsunuz?
MAT: Fotoğraf, algı oluşturma da etkili bir malzeme ve şu anda geldiği durum, hareket alanımızı da epeyce genişletti doğrusu. Fotoğrafa çok rahat müdahale edilebiliyoruz artık. Çok daha rahat görsel düşünebiliyor, fotoğrafı “illüstre” edebiliyoruz. İşi sadece fotoğrafla çözüp, fotoğrafla metin yazabiliyoruz. Tipoğrafiyi bile fotoğraflayabiliyoruz, Artık fotoğraf, etkileşim halinde olduğumuz bir yan disiplin değil, aynen tipoğrafinin yan disiplin olmadığı gibi. Yani fotoğraf tercihimizin tipoğrafi tercihimizden bir farkı yok. Hangi fontu ve niçin seçtiğimizi bildiğimiz gibi, espasları, tırnakları bildiğimiz gibi biliyoruz artık fotoğraf kültürünü ve tarzlarını. Not almak için sadece kağıt kalem yeterliyken, tasarımcılar ceplerinde taşıdıkları fotoğraf makinalarıyla da not alıyor artık.

SG: Yaşadığımız ülkenin koşullarını göz önüne alırsak, bir grafik tasarımcı olarak neler söylerdiniz?
MAT: Geçenlerde bir arkadaşım anlattı, logosunu yenilemek isteyen Türkiye’nin en büyük kurumlarından birinin yönetim kurulu üyesi, liseye giden kızının cetveli, renkli kalemleri ve evde bulduğu muhtemelen bardak, kavanoz kapağı türü malzemelerle akşam hazırladığı logoyu arkadaşıma gösterip “bunu temize geçsen olur” diye sipariş vermiş. Müşteri, yaratmaya çalıştığı veya temsil ettiği markanın algısını kişisel zevkleriyle belirlememelidir. Müşteriyi, oluşturulan marka kimliğiyle kendi kimliğimizin iki ayrı şey olduğunu ikna etmeye çalışıyoruz. Bağımsız tasarım ofislerinin yapması gereken işleri ajansların “bonus” olarak yaptığı yıllardayız; ama bunun yanısıra herkesin herşeyi yaptığı dönem de bitiyor yavaş yavaş. Evet, bunlara benzer olumsuzluklar var. “Ahh, New York’ta, Amsterdam’da böyle mi!” tavrı takınmamak lazım. O yerler, yüzyıllık, ikiyüzyıllık markaların olduğu ve galerileri, müzeleri dolup taşıran insanların olduğu şehirler. Buna benzer olumsuzluklara fazla kafayı takmayıp, motivasyonumuzu yitirmeden ve kontrolümüz dışındakileri de fazla dert etmeden elimizdeki işleri iyi yapmanın dışında bir seçeneğimiz yok. Ayrıca bugünler aynı zamanda kimliklerini yenileyip “modern(!)” olmak isteyen halihazırdaki markalar ve/veya trafiğe yeni çıkan markaların bol olduğu da bir dönem. Bu noktada, iyi ve doğru iş yapabileceğimi hissettiğim işlere dahil olmaya çalışıyorum.

Grafist 13 kitabı
12 Ekim 2009

Hafriyat Sanat Grubu’nun çağrılı afiş sergisi: ‘Vicdanın sesi anlamında Allah korkusu / İnsanlık tarihi boyunca korku’ için afişler, Hafriyat Karaköy Galeri, İstanbul / 2007

Ve bu sergiyle ilgili soru-cevap:

Sergi konusunun açılımını ve hissettiklerinizi sergiye katıldığınız işinizden bağımsız olarak dile getirebilir misiniz?
Artık biliyoruz ki cahil akıllı farketmez insan ipini kopardığında çok vahşidir. Gördük ki yüzyılın ortalarında, ampulu, aspirini bulan medeniyet (ikinci dünya savaşında) bir batımda elli milyondan fazla insan öldürülebildi. İnsanlık, kendi tarihi boyunca zamanını, ötekini ehlilleştirme, hizaya getirmekle geçirmiş ve bu ehlilleştirme çabası sürecince de vahşi yanını denetleyememiştir. Hatta bu vahşi yanını da hep ikonlaştırmıştır. Vahşet, şiddet, bir arzu nesnesi olmuştur. Bu ‘azma’ları denetleyen küçüklü büyüklü ‘sistem’lerin olması da işe yaramamış. Kötülük yapmamızdan alıkoyan ve bizi hizaya getiren din, cemaat, hukuk, baba gibi bu ‘sistem’ler de zamanla kendini iktadar / sahip ilişkisine dönüştürmüştür. Korku temelli bu iktidarlar bir tür sever de döver de durumu yaratmıştır. Konusu “Allah korkusu ve vicdan / insanlık tarihi boyunca ‘korku’ duygusu” olan bu sergi bugünler fazlasıyla kafa yorduğum, hemen bir çok meselede karşıma çıkan bir konuydu zaten.

Grafik Tasarım dergisi, sayı 15
Aralık 2007

Allah korkusu sergisi için çağrı aldığınızda zihinsel süreciniz nerelerde dolaştı, nasıl bir yol izledi?
Kendini korkuyla, tehditle sevdiren hiçbir ilişkiye sağlıklı diyemeyiz ama buna rağmen kurduğumuz çoğu bağlar da tümüyle korku üzerinden. Elimize verilmiş bir yol haritasıyla yaşıyoruz, kazara farklı bir yerde bulsak kendimizi, kaybolmuş hissederiz. Ve bu nedenle de ensemizde biri var duygusu bize güven (!) veriyor, vahsileşmemizi engelleyen ve denetleyen birinin varlığı bize huzur veriyor. Ancak görüyoruz ki bunun fazlaca da bir faydasi yok, ortalık kan gölü. O korku da bir işe yaramıyor…?
Sonuçta bu zihinsel süreçte epeyce dolanıp karardiktan sonra ‘izlenme’ ve sonra da beni tutan, vahşileşmemi engelleyen ve de sıkısıkıya bağlandığım ‘vicdan’a çalıştım.

Express dergisi
Aralık 2007